İçeriğe geç

Dostlar alışverişte görsün ne anlama gelir ?

Dostlar Alışverişte Görsün Ne Anlama Gelir? Görünüş, Gerçeklik ve Ahlaki Öz Üzerine Felsefi Bir Okuma

Bir filozofun gözünden bakıldığında, insanın dünyadaki en temel ikilemi “olmak” ile “görünmek” arasındaki çatışmadır. Platon’dan Nietzsche’ye, Descartes’tan Sartre’a kadar pek çok düşünür bu gerilimi anlamaya çalışmıştır. Çünkü insan yalnızca bir varlık değil, aynı zamanda bir gösteri öznesidir.

Dostlar alışverişte görsün” deyimi de bu çatışmayı en sade haliyle dile getirir: Bazen insanlar eylemi içten gelen bir amaçla değil, dışarıdan görülsün diye yaparlar. Bu söz, etik, epistemolojik ve ontolojik bir sorgulamanın kapısını aralar.

Etik Perspektiften: Görünüş Etiği ve Sahici Davranış

Etik açısından “dostlar alışverişte görsün” ifadesi, niyet ile eylem arasındaki ahlaki farkı sorgular. Bir davranışın değeri, onu yapanın içsel motivasyonunda gizlidir.

Kant’ın “ödev ahlakı” anlayışına göre bir eylem, yalnızca doğru olduğu için yapılıyorsa ahlakidir; dışsal bir beklenti ya da onay için yapılıyorsa, yalnızca görünüşte doğrudur.

Dolayısıyla “dostlar alışverişte görsün” mantığı, özünde ahlaki bir yüzeysellik taşır. Kişi, toplumsal beğeni uğruna içsel samimiyetini yitirir. Bu durum, Aristoteles’in “erdemli yaşam” anlayışıyla da çelişir. Çünkü erdem, gösteriyle değil, süreklilikle kazanılır.

Peki bugün biz ne kadar içten davranıyoruz? Yardım ederken, öğrenirken, hatta düşünürken bile “görülmek” arzusu bizi yönlendiriyor olabilir mi?

Epistemolojik Perspektiften: Bilgi mi, İmaj mı?

Epistemoloji yani bilgi felsefesi açısından bu deyim, insanın gerçeği bilme biçimini tartışmaya açar.

“Dostlar alışverişte görsün” tutumu, hakikati değil, algıyı önceler. Modern dünyada bilgi, çoğu zaman görsel temsillerle karıştırılır: sosyal medyada paylaşılan bir kitap fotoğrafı, kitabı gerçekten anlamanın yerine geçer.

Bu bağlamda, Jean Baudrillard’ın “simülakrlar” kavramı akla gelir. Artık gerçek, yerini görünene bırakmıştır. İnsanlar ne olduklarını değil, nasıl algılandıklarını önemserler.

Bu epistemolojik kopuş, öğrenme süreçlerinde de kendini gösterir. Öğrenciler bilmek için değil, “başarılı görünmek” için öğrenirler; araştırmacılar anlamak için değil, “atıf almak” için yazarlar.

Bilgi, anlamdan uzaklaşır ve bir “sahne performansı”na dönüşür.

Peki gerçekten biliyor muyuz, yoksa sadece bildiğimiz izlenimini mi veriyoruz?

Ontolojik Perspektiften: Var Olmak mı, Görünmek mi?

Ontoloji, yani varlık felsefesi açısından “dostlar alışverişte görsün” ifadesi insanın varlık tarzını sorgular.

Martin Heidegger, insanın varlığını “dünyaya fırlatılmışlık” olarak tanımlar. Yani insan, anlam arayışını kendi seçtiği eylemlerle kurar. Ancak bu eylemler başkalarının gözünde onay bulma amacı taşıdığında, birey kendi öz varlığından uzaklaşır.

Bu durum Sartre’ın “kendisi için varlık” kavramında da karşılık bulur. İnsan özgürdür ama aynı zamanda sorumludur. Fakat “görünme arzusu”, bireyin özgürlüğünü bir sahne dekoruna indirger. Artık kişi kendi varlığını değil, başkalarının bakışını yaşar.

“Dostlar alışverişte görsün” anlayışı, bireyin ontolojik özgünlüğünü gölgeler. Kişi eylemlerini kendi anlam dünyasından değil, toplumun beklentilerinden türetir. Bu da varoluşsal bir yabancılaşmayı beraberinde getirir.

Toplumsal Açıdan: Görünenin Egemenliği

Modern toplumda “görünürlük”, var olmanın yeni biçimi haline gelmiştir.

Sosyal medya çağında, “alışverişte görünmek” artık sadece bir deyim değil, yaşam tarzıdır. İnsanlar yaptıkları eylemleri anlam için değil, “paylaşılabilir” olduğu için seçerler.

Bu durum, etik anlamda yüzeysel, epistemolojik olarak yanıltıcı ve ontolojik olarak eksik bir varoluş biçimi yaratır.

Gerçekliğin yerini gösteri, anlamın yerini imaj alır. İnsan kendine değil, kamusal bir sahneye yönelir.

Bu noktada şu sorular düşünmeye değerdir:

– Bir eylemi neden yapıyoruz: gerçekten inanıyor muyuz, yoksa görülmek mi istiyoruz?

– Gerçek samimiyetin ölçütü nedir?

– Bilgi çağında hakikatin yerini “paylaşım” aldığında, insanın özü neye dönüşür?

Sonuç: Görülmekten Çok Anlamlı Olmak

“Dostlar alışverişte görsün” sözü, görünüşle varoluş arasındaki mesafeyi gösterir. Felsefi açıdan bu, insanın hem ahlaki hem ontolojik bir sınavıdır. Etik olarak samimiyet, epistemolojik olarak doğruluk ve ontolojik olarak öz varlık, insanın sahiciliğini oluşturur.

Gerçek insan, ne yaptığıyla değil, neden yaptığıyla anlam kazanır.

Sonuçta mesele dostların görmesi değil; insanın kendini gerçekten görmesidir. Çünkü hakikatin en derin hali, gösteride değil, sessiz içsel farkındalıkta gizlidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

elimar.com.tr Sitemap
ilbet canlı maç izle