Köy Boşluğu Kime Aittir?
Hepimiz, “Köy Boşluğu” denildiğinde neyi ifade ettiğini hemen anlarız. Ama size sormak gerekirse: Bu “boşluk” gerçekten kime ait? Bir köyün terk edilmesi, ya da şehir dışındaki toprakların boş kalması, arka planda sadece fiziksel bir değişim midir, yoksa köyün ruhunun, kültürünün ve kimliğinin kaybı mıdır? Bunu, sadece stratejik bir bakış açısıyla mı değerlendirmeliyiz, yoksa toplumsal, kültürel ve insani bir meseleyi daha derinlemesine ele almak mı gerekir?
Köy Boşluğu’nun sahibi kimdir? Gerçekten sahiplenecek olan, bir toprağın sadece sahipliğini talep eden kişi midir, yoksa buradaki yaşamı, kültürü, ilişkileri, hikâyeleri, yorgun ama direnen insanları sahiplenen kimdir? Hepinizin kafasında bu soruya dair bir fikir olabilir. Ama, sizce sadece fiziksel toprak, sahibini belirler mi?
Bakalım, bu karmaşık konuyu ele alırken, hem erkeklerin çözüm odaklı bakış açılarını hem de kadınların ilişkisel, empatik bakış açılarını dengeleyerek analiz edebilir miyiz?
Terk Edilen Bir Toprak, Sahipsiz Midir?
Erkekler, her şeyin çözümü üzerine düşündüklerinde, çoğunlukla ilk olarak verimliliği ve potansiyeli göz önünde bulundururlar. “Köy Boşluğu”nu sahiplenme meselesi de aslında çoğu zaman bununla alakalıdır. Toprağın verimliliği, üzerindeki yapılar, altyapı ve bu bölgenin ne kadar stratejik olduğu gibi faktörler üzerinden analiz yaparlar. Köylerin terk edilmesi, bu bakış açısına göre sadece ekonomik bir kayıp olarak görülür. Terk edilmiş bir alanın yeniden üretken hale getirilmesi, oradaki insan potansiyelinin değerlendirilmesi, şehre göç eden insanların tekrar geri dönmesi gibi pratik çözümler bu stratejik bakış açısıyla gündeme gelir.
Ancak burada gözden kaçırılan şey, bir köyün sadece toprak veya yerleşim alanı olmadığıdır. Bir köy, bir tarih, bir kültür ve bir geçmişi taşır. Kadınlar, doğrudan bu topraklarla, bu köylerle ilişkisel bağlar kurarlar. Köylerin terk edilmesi, yalnızca insanların şehirdeki yaşamına yönelik bir strateji değil, aslında bir kimlik kaybı, bir kültür kaybıdır.
Köy Boşluğu ve İnsan Bağları
Kadınların bakış açısını ele alalım. Onlar için “boş” bir yerin anlamı sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir boşluktur. Kadınlar, ilişkileri kurma, toplumsal bağları oluşturma ve korunma konusunda daha duyarlıdır. Bir köyde büyüyen bir kadının, o köyün havası, toprağı, suları ve orada geçirdiği her an, hayatının bir parçası haline gelir. Toprağın ve köyün terk edilmesi, sadece ekonominin ya da verimliliğin kaybı değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin ve kişisel bağların zayıflamasıdır.
Kadınların, köylerindeki terkedilmiş alanlarda kendilerine ait bir yer bulma çabası, sadece yaşam mücadelesinin ötesindedir. Onlar, her şeyden önce bu köyleri insanlar arasındaki bağlarla değerlendirir. Kiminin hatıraları, kiminin aşkları, kiminin yıllarca süren emeği burada bırakılmıştır. Ancak köyün terk edilmesiyle birlikte, bu bağlar yok olur ve bir yerde toprak sadece toprağa dönüşür. Kadınlar, o boşluğu hissettiği an, kaybettikleri yalnızca toprak değil, aynı zamanda onlarla birlikte büyüyen, sevdikleri, insanlıklarıdır.
Boşluğu Kapatmak mı, Tamamlamak mı?
Bu noktada, bir soru ortaya çıkıyor: Boşluğu kapatmak mı, tamamlamak mı gerekir? Erkekler çözüm odaklı bakarlar ve genellikle boşlukları “doldurma” konusunda daha pratik, hızlı çözümler ararlar. Örneğin, terk edilen köylerin yeniden inşa edilmesi veya başka bir biçimde yeniden yerleşime açılması… Bu, stratejik olarak çok mantıklı bir yaklaşım olabilir. Ancak, bu tür bir yaklaşım, köylerin ve köylülerin kaybettikleri duygusal bağları, kimliklerini ve geçmişlerini geride bırakmalarına neden olabilir.
Kadınların bakış açısında ise bu boşluk, “doldurulması” gereken bir alan değil, iyileştirilmesi, eski haline getirilmesi gereken bir yerdir. Kadınlar, kaybolan bağları yeniden kurma çabası içindedirler. Toprak, sadece “toprak” değil, bir yaşamın, bir ailenin, bir kültürün yansımasıdır. O yüzden boşluk sadece bir alan değil, bir kayıp ve iyileşmeye ihtiyaç duyulan bir yaradır.
Sonuçta, Gerçekten Kime Aittir?
Köy Boşluğu, aslında sadece sahiplik meselesiyle ilgili değildir. Bir köy, sadece ekonomik bir meta ya da stratejik bir alan olarak görülmemelidir. O, bir kimliktir, bir geçmiştir ve sadece toprağa değil, kalplere aittir. Erkekler bu boşluğu “doldurmak” için her türlü çözümü üretmeye çalışacakken, kadınlar bu boşluğu “tamamlama” çabasında olacaktır. Sonunda, bu topraklar, sadece stratejinin değil, insanlığın da bir yansımasıdır.
Ve şimdi size soruyorum: Bir köy boşaldığında, gerçekten kimin hakkı vardır? Sadece çözüm önerileriyle mi ilerlemeliyiz, yoksa köyün geçmişine, kültürüne ve insanlarına saygı göstererek mi hareket etmeliyiz? Fikirlerinizi bekliyorum, çünkü bu tartışma sadece bir köyün değil, tüm toplumların geleceğini şekillendirebilir.